Y A R A
İnsanları en çok gözlerinin içinde buluyorum. Birine dair ne varsa hepsi, her şey orda.. bakmayı bildiğinde anlamaya da başlıyorsun, tanımaya da..
Bugün belki de sabah orda olmamın nedeni O’ydu, o masaya oturmamın da. Teyze dükkana girince göz göze geldik. Bi anda geçti bana tüm sıkıntısı ve çaresizliği gözlerinden. Kasaya gidip görüştü. Sonra çıktı. Peşinden hemen kalkıp sordum az önceki teyze ne istedi diye. “İş” istemiş. O yaşında çalışmak istemiş. Çaresiz kalmış ama el açmıyor. Çabalıyor ona biri iş verir diye. Ah güzel teyzem. Koştum peşinden yetiştim. Bi miktar yardımda bulunsam kabul eder misin dedim, ederim kızım nasıl zordayım bilsen dedi boncuk boncuk döküldü gözlerinden yaşlar.. kocaman bi ah dedi içim nefesim, sarıldım. Keşke sana verecek işim olsa. Döndüm yerime geldim ama içime sinmedi. Giyinip çıktım tekrar buldum onu sokakta, sordum bu defa nerde oturuyosun amca nerde çocukların var mı diye.. “amcan olsa böyle mi olurdu” dedi “amcanı kaybedeli 22 yıl oldu!” dedi gözlerinden yaşlar akarken, kızlarından bahsetti. Her biri başka türlü sıkıntıda. Adresini aldım, ben seni bulurum dedim.
Ve tüm düşünce şeklim bi anda değişti.
Ben ne çok ağlamıştım bi haftadır, ne çok üzülmüştüm. Üzüntüden hasta bile olmuştum. Kalbim kırıldı, inandığım şeyler sarsıldı, kandırıldım, önemsiz ve değersiz biri gibi davranıldım diye. Vazgeçilmesi kolay bi insanmışım diye. Beni çok sevdiği söyleyen adam beni pek de öyle çok sevmemiş diye. Yalnızlığıma..
Hayat bazen farklı şekilde tokatlıyor insanı, kendine gelmesi için. Şükür, olup biteni anlayabilecek kadar vicdanım benimleydi. Canım annem bana ne güzel bi’şey katmıştı dünyaya getirirken. Benim anneme en çok benzeyen yanım vicdanım. Korumam gereken yumuşak karnım.
Dünyada daha büyük dertler, sıkıntılar, çıkmazlar vardı. Hayatta kalmak gibi. Çaresizlik dünyanın en acı şeyi. Çaresizliğe düşersen sen de benim gibi kendinle ilgili, sakın şımarıklık etme. Senin benim dert dediğim bazen hiç, toz bile değil belki. Gerçek acıyı, çaresizliği gördüğümde başka bi çift gözde, kendi çaresizliğimin zamanla dönüşebileceğini de gördüm. Devam edebilecek fırsatlara sahip olduğumu gördüğümde şanslı olduğumu anladım. Tamdım, bütündüm. Hayatta kalabilecek koşullara sahiptim. Bununla ilgili çektiğim bi dert yoktu. Oysa yaşadığım şey yüzünden dünyanın acımasız olduğunu düşünüyordum 10 gün önce. Yaşadıklarımı haketmediğimi. Başıma gelmeyen bi bu kalmıştı diyordum. Budalalık işte..
Kendime de haksızlık etmiyorum yine de. Kalp bu. Mühim. En insan yanımız. Ağrıyınca, acıyınca gövdeyi kesip atıyor. Kendine gelemiyor insan. Ama gelmeli, hızlıca gelmeli. Duygumuzu hissedip yaşayacak kadar konforlu olduğumuz da başka bi gerçek. Bu da harika bi fırsat, hatırlatmalı kendine.
Sen, sen ol Seda. İnsan ol. Vicdanına sarıl.Kendin ne halde olursan ol başka insanları görebilecek gözlerin olsun senin. Dinleyebilecek duyabilecek kulakların. Sarılabilecek ruhun. Kendini seveceksen bunun için sev.
Yaralarını da sev. Yara işte. Akıllı ol, deşme! İyileştirmesini bil. İyileştirdiğinde kavlatma kabuğunu ki derine inmesin yara, büyümesin tekrar kanamasın. Daha büyük izler bırakmasın. Yaralarını sev, izlerini sev. Kendi haline bırakırsan eğer, her yara iyileşebilecek bilgiyi taşıyor gövdende. Bırak. Olması gereken olması gerektiği gibi olsun.
ASHES AND SNOW
“bu anda bana gelirsen, dakikaların saat olur, saatlerin gün, ve günlerin bir ömür olur.
fillerin prensesine…
tam bir yıl önce kayboldum.
o gün bir mektup aldım.
beni fillerle yaşamımın başladığı yere geri çağırıyordu.
lütfen aramızda bir yıldır süren sessizlik için beni bağışla.
bu mektup sessizliği kırdı.
sana yazacağım 365 mektubun ilki. herbir sessizlik günü için bir tane.
asla bu mektuplardaki kendimden fazlası olmayacağım.
bunlar benim kuş yolu haritalarım.
ve bunlar doğru olacağını
bildiklerimin hepsi.
herşeyi hatırlayacaksın.
herşey öncesi gibi olacak.
zamanın başlangıçında, gökyüzü uçan fillerle doluydu.
her gece gökyüzünde aynı yere yatıyorlardı. ve bir gözleri açık hayal kuruyorlardı.
eğer gece yukarıdaki yıldızlara bakarsanız… bir gözleri açık uyuyan fillerin
ışıldayan gözlerini görürsünüz.
en iyisi bizi izlemeye devam edin.
evim yandığından beri ayı daha net görüyorum.
içime düşen tüm cennetlere bakıyorum.
ellerimle tuttuğum cennetler gördüm, fakat bıraktım.
tutamadığım sözler gördüm.
azaltamadığım acılar…
iyileştiremediğim yaralar…
dökemediğim gözyaşları…
kederlenemediğim ölümler gördüm.
karşılık veremediğim dualar…
açmadığım kapılar…
kapatmadığım kapılar…
geride bıraktığım sevgililer…
ve yaşamadığım hayaller…
kabul edemediğim, bana sunulanların hepsini gördüm.
arzu ettiğim,
fakat asla almadığım mektuplar gördüm.
olabileceklerin tümünü gördüm,
fakat asla olmayacak…
hortumunu yukarı kaldırmış bir fil
yıldızlara bir mektuptur.
balinanın suda sıçraması
denizin dibinden bir mektuptur.
bu imgeler hayallerime bir mektuptur.
bu mektuplar sana olan mektuplarımdır.
kalbim pencereleri yıllardır açılmamış
eski bir ev gibidir.
fakat şimdi pencerelerin
açıldığını duyuyorum.
turnaların himalayaların
eriyen karlarının üstünde…
…yüzdüğünü hatırlıyorum.
deniz ayısının kuyruğunda uyumak…
sakallı fokların şarkısı…
zebranın havlaması…
kumun çıtırdamaları…
karakulakların kulakları…
fillerin egemenliği…
balinaların suda sıçraması…
ve boğa antilopunun silueti…
meerkat’in* ayak parmağının
kıvrımını hatırlıyorum.
ganga nehrinde yüzmek…
nil’de gemi yolculuğu…
hatshepsut kolidorlarında dolaşmayı ve
birçok kadının yüzünü hatırlıyorum.
sonsuz denizler ve binlerce mil nehirler…
…babalar ile çocuklar hatırlıyorum…
…ve tadı…hatırlıyorum…
ve şeftalinin kabuğunu soymayı…
herşeyi hatırlıyorum.
fakat geride bırakılanları
hiç hatırlamıyorum.
rüyalarını hatırla…
rüyalarını hatırla…
rüyalarını hatırla…
hatırla…
savanna fillerini daha uzun izledikçe,
daha fazla dinledikçe,
daha fazla açtıkça,…
…bana kim olduğumu hatırlatıyorlar.
koruyucu filler, doğa orkestrasının
tüm müzisyenleri ile birlikte…
…çalışma isteğimi duyabilir mi?
filin gözlerinden görmek istiyorum.
adımları olmayan dansa katılmak istiyorum.
dansın kendisi olmak istiyorum.
eğer daha yakına gelir veya
daha uzağa gidersen söyleyemem.
yüzüne baktığımda bulduğum
huzuru özlüyorum.
eğer şimdi yüzün bana dönerse,
kaybolduğunu sandığım yüzü
tekrar bulmam belki daha kolay olur.
kendimin.
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
balinalar şarkı söylemiyor,
çünkü bir cevapları var.
şarkı söylüyorlar,
çünkü bir şarkıları var.
ne önemlidir,
sayfada yazılı olan değil,
önemli olan,
gönülde ne yazılı olduğudur.
haydi mektupları yak
ve küllerini kara ser.
nehrin kenarında,
bahar geldiğinde ve kar eridiğinde
ve nehir yükseldiğinde kıyısına geri dön.
ve kapalı gözlerinle
mektuplarımı tekrar oku.
bırak kelimeler ve imgeler vücudunu
dalgalar gibi yıkasın.
ellerinle kulaklarını kapa
ve mektupları tekrar oku.
cennet müziklerini dinle.
sayfa, sonraki sayfa, sonraki sayfa…
kuşun yolundan uç.
uç…
uç…
uç…”